Girişim Şirketi Ne İş Yapar? Bir Tarihçinin Gözünden Yeniliğin ve Cesaretin Hikâyesi Tarih, yalnızca savaşların, kralların ya da imparatorlukların hikâyesi değildir. Aynı zamanda bir fikrin, bir yeniliğin, bir adımın dünyayı nasıl değiştirdiğinin de anlatısıdır. Girişim şirketlerinin doğuşu da, tıpkı sanayi devriminde makinelerin sesi gibi, çağımızın ruhunu yansıtır. Bir tarihçi olarak bu dönüşüme baktığımda, “girişim” kelimesinin ardında yatan şeyin yalnızca ekonomik değil, kültürel bir devrim olduğunu görürüm. Girişimciliğin Kökleri: Meraktan Ticarete Girişimcilik insanlık tarihinin en eski içgüdülerinden biridir. Orta Çağ’da tüccarların yeni pazarlar keşfetmesi, 18. yüzyılda sanayicilerin üretim modellerini dönüştürmesi, 20. yüzyılda teknolojiyle birleşen fikirlerin global şirketlere dönüşmesi… Hepsi aynı duygunun…
12 YorumEtiket: bir
Her zaman merak ettiğim bir şey vardır: Küçük bir kahve ya da çay dükkanına gittiğinizde, bazen sipariş verirken sadece bir içecek değil, aynı zamanda o anın bir parçasını da alırsınız. Yudumladığınız her bir içecek, belki de geçmişten gelen anıları, belki de bir anlık huzuru size getirir. İşte Filiz Çay da bu küçük ama önemli anlardan birini oluşturuyor. Hadi, sizlere Filiz Çay’ın ne olduğunu ve neden bu kadar sevildiğini anlatayım. Belki siz de bir fincan Filiz Çay ile hayatınızdaki bir anıyı hatırlarsınız. Filiz Çay Nedir? Anlamı ve Tarihi Filiz Çay, Türk çay kültürünün önemli bir parçası haline gelmiş ve yıllardır milyonlarca…
12 YorumBir Hastaya En Fazla Kaç Ünite Kan Verilebilir? Farklı Bakış Açılarıyla Derinlemesine Bir Yolculuk Bazen tıp dünyasında en çok tartışılan konular, sayılarla ifade edilen basit gerçekler gibi görünür. Ancak işin içine insan hayatı, duygular ve toplumsal etkiler girince, basit bir “kaç ünite kan verilir?” sorusu bile bambaşka boyutlara taşınır. Ben de tam olarak bu yüzden, farklı bakış açılarını bir araya getirip sizlerle fikir alışverişi yapmak istiyorum. Belki siz de okudukça kendi düşüncelerinizi şekillendirir ve bu konudaki tartışmaya katkı sağlamak istersiniz. Temel Bilgi: Bir Hastaya Kaç Ünite Kan Verilebilir? Öncelikle işin tıbbi tarafına kısaca değinmek gerek. Bir hastaya verilebilecek kan miktarı;…
12 YorumBir Psikoloğun Merakıyla: 149 Groston Yat Kaptanı Nasıl Olunur? Bir deniz kaptanının gözlerinde gördüğüm dinginlikle başladım bu yazıya. Dalgalarla savaşırken bile sanki zihninde fırtına yoktu. O an düşündüm: 149 grostonluk bir yatın kaptanı olmak yalnızca teknik bir yeterlilik değil, aynı zamanda bir psikolojik dayanıklılık meselesiydi. Peki, insan zihni bu denli belirsizlik ve sorumluluğa nasıl hazırlanır? Bilişsel Psikoloji Perspektifi: Karar Verme ve Zihinsel Dayanıklılık Bir yat kaptanı için karar verme süreci saniyeler içinde gerçekleşir. Rüzgar yönü, motor sesi, radar uyarısı… Beyin, yüzlerce uyarıyı aynı anda işler. Bilişsel psikoloji açısından bu durum, yüksek düzeyde yürütücü işlevlerin — özellikle dikkat kontrolü, hızlı analiz…
10 YorumKur’an’da Gök Ne Demek? – Varlığın Ufku Üzerine Felsefi Bir Deneme Giriş: Filozofun Bakışıyla Göğe Doğru Bir filozof için gökyüzü, yalnızca başımızın üzerindeki mavi boşluk değildir; o, düşüncenin sınırıdır. İnsan, göğe baktığında hem kendi küçüklüğünü hem de varoluşun büyüklüğünü hisseder. Kur’an’da “gök” (Arapça: semâ) kavramı da bu iki duyguyu aynı anda taşır: hem yaratılışın düzenini hem de bilginin sınırlarını hatırlatır. Kur’an, göğü bir mekân değil, bir anlam ufku olarak anlatır. “Gökleri ve yeri yaratan” (En’am 6/1) ifadesi, evrenin metafizik boyutunu açar; insanın bilgi, etik ve varlık üzerine düşünme biçimlerine yön verir. Bu yazıda “gök” kavramını üç felsefi düzlemde – epistemolojik,…
14 YorumKoyunun İnce Bağırsağı Yenir mi? Siyasetin Sofrasındaki İktidar Tadımı Bir siyaset bilimci için her soru, yalnızca bir merak değil, aynı zamanda bir güç metaforudur. “Koyunun ince bağırsağı yenir mi?” sorusu, yüzeyde biyolojik bir sorgu gibi görünse de, aslında iktidarın sınırları, toplumsal düzen ve ideolojik meşruiyet üzerine düşünmenin provokatif bir yoludur. Sofra, tarih boyunca sadece yemek yenen bir yer değil, güç ilişkilerinin kurulduğu, kimliklerin yeniden üretildiği bir siyasal arenadır. Koyunun ince bağırsağı, yani halk arasında bilinen adıyla “kokoreç”, bu arenada hem bir sınıf göstergesi, hem de bir direniş biçimi olarak var olur. — İktidarın Sofrası: Ne Yenirse Meşru, Ne Yasaksa Tehdit…
10 YorumBir Ekonomistin Gözünden: “Gönül Şarkısı”nın Ekonomik Anlamı Kaynakların sınırlılığı… Ekonominin temelinde yatan bu kavram, sadece üretim faktörlerinin değil, insan duygularının da bir sınırı olduğunu hatırlatır. Bir ekonomist için “Gönül Şarkısı”, yalnızca bir aşkın değil, seçimlerin maliyetinin, fırsat kayıplarının ve bireysel tercihlerle toplumsal dengelerin melodik bir ifadesidir. Tıpkı bir piyasa gibi, gönül de arz ve talep arasında denge kurmaya çalışır; duygusal yatırımın getirisi ise her zaman öngörülebilir değildir. Kaynakların Sınırlılığı ve Gönlün Ekonomisi “Gönül Şarkısı”, insanın içsel kaynaklarının sınırlılığını anlatır. Sevgi, zaman ve dikkat, tıpkı ekonomik kaynaklar gibi kıt ve değerlidir. Bu kaynakların nasıl dağıtıldığı, bireyin yaşam kalitesini ve toplumsal uyumu…
14 YorumGönül Açıklığı Ne Demek? Toplumsal Yapının Kalbinde Bir Kavram Toplumun karmaşık dokularını anlamaya çalışan bir araştırmacı olarak, insan ilişkilerinin derinliklerinde beni en çok büyüleyen kavramlardan biri “gönül açıklığı” olmuştur. Bu ifade, yalnızca bireysel bir duygu durumunu değil, aynı zamanda toplumsal etkileşimin kalitesini belirleyen bir kültürel değeri temsil eder. Gönül açıklığı, basitçe “içtenlik” ya da “samimiyet” anlamına gelse de, aslında toplumun bireyden beklentilerini, cinsiyet rollerini ve kültürel pratikleri yansıtan sosyolojik bir aynadır. Toplumsal Normların Gölgesinde Gönül Açıklığı Her toplum, bireylerin nasıl hissedeceğini, nasıl davranacağını ve duygularını nasıl ifade edeceğini belirleyen görünmez kurallar üretir. Gönül açıklığı da bu kuralların içinde şekillenir. Modern…
12 YorumFazla Harcayana Ne Denir? “Müsrif” Etiketinin Ötesinde, Cüzdanımıza ve Zihnimize Açık Mektup Kabul edelim: Hepimizin içinde bir “sepete ekle” canavarı yaşıyor. İndirim bildirimi gelince nabzı hızlanan, taksit seçeneğini görünce rasyonel yanını tatlı tatlı uyutan bir taraf… O yüzden bugünkü yazı bir tartışma daveti. Soruyu masaya cesurca koyuyorum: Fazla harcayana ne denir? Müsrif mi, savurgan mı, yoksa sistemin ustaca kandırdığı iyi niyetli bir tüketici mi? Hadi, etiketlerin ötesine birlikte bakalım. Hızlı cevap: “Müsrif” denir. Ama mesele yalnızca kelime değil; alışkanlık, kültür ve sistem örgüsü. Kelimenin Gücü: Müsrif mi, Savurgan mı? Dil, düşünceyi biçimlendirir. “Müsrif” deyince kişiyi ahlaken yargılama kolaycılığına düşüyoruz; “savurgan”…
12 YorumGitgide Nasıl Yazılır Gitgide? Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir İnceleme Güç İlişkileri ve Toplumsal Düzen Toplumları ve siyasi yapıları anlamak, çoğu zaman belirli dil kullanımlarını incelemekle başlar. “Gitgide” kelimesi, dildeki bir kelime olmanın ötesine geçer; toplumsal, kültürel ve siyasal güç ilişkilerinin bir yansıması olarak karşımıza çıkar. Siyaset bilimi, iktidar yapılarını, toplumsal düzeni ve bu düzenin vatandaşlar üzerindeki etkilerini inceleyen bir alan olarak, dilin bu bağlamdaki rolünü göz ardı edemez. Bu yazıda, “gitgide” kelimesinin nasıl yazılacağına dair bir tartışmanın ötesine geçerek, bu dilsel formun, iktidar, ideoloji, kadın ve erkek bakış açıları çerçevesinde ne anlama geldiğini ele alacağız. Bazen dildeki basit bir yanlış…
6 Yorum